Irkçılığa Gericiliğe Bölücülüğe Karşı
Eğitim-İş Çanakkale Şubesi
Anasayfa
YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA DEĞERLENDİRMELERİMİZ

YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA DEĞERLENDİRMELERİMİZ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına 08/04/2020 tarihinde Sunulan Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Hakkında Değerlendirmelerimiz

İlk bakışta teklif metninin yükseköğretimin tamamını kapsayacak bir öneri olmadığı, öğretim elemanları ile ve Vakıf Yükseköğretim kurumlarına ilişkin konuların karışımı şeklinde olduğu görülmektedir. Bununla birlikte;

*Yükseköğretimin yönetişimi anlamında, yükseköğretim bileşenlerinin çoğulcu ve etkin katılımlarına olanak verecek seçim süreçlerinin olmaması,

*Bologna benzeri uluslararası entegrasyon süreçleri yürütülürken üniversitelerimizin özgün yapılarının korunmasına ilişkin düzenlemelerin oluşturulmaması,

*Nasıl uygulanacağı tam olarak anlaşılamayan ve beraberinde pek çok sorunlar getiren Norm Kadro Yönetmeliği ile ilgili düzeltme ve düzenlemeler getirmemesi,

*Yükseköğretimde yabancı dil eğitimi ve yabancı dilde eğitimin niteliği, öğrenciye ve bilime katkısı ile eğitimde ve akademik yaşamda fırsat eşitliği anlamında ayrıcalıklı öğrenciler, gruplar ve sektörler yaratıp yaratmadığı konusuna yer vermemesi,

*Akademik Teşvik Yönetmeliğini ele almaması,

*Nitelik olarak yetersiz duruma düşen meslek yüksekokulları ile ilgili bir düzenleme içermemesi,

*İdari ve teknik işgörenlerin yaşadığı pek çok sorunun yer almaması

bize göre teklifin önemli eksiklikleridir ve bu konularda da düzenleme yapılarak teklife eklenmelidir.

Genel yetkili sendika ile kamu idarelerindeki çalışmalara ilişkin yapılan toplu sözleşmeler yükseköğretim kurumlarındaki somut çalışma sistemine ve çalışanların yaşadıkları sıkıntılara çözüm üretememektedir. Diğer kamu kurumları ile yükseköğretim kurumlarının çalışma prensipleri ve sistematiği birçok yönden farklıdır ve bu alana yönelik iyileştirme çalışmaları yerel toplu sözleşmelerle düzenlendiklerinde çözüme kavuşabilecektir. Üniversitelerin de, belediyeler gibi döner sermaye ve öz gelirleri olduğu göz önüne alındığında toplu sözleşme yapılması ile ilgili düzenlemenin de kanun teklifinde kesinlikle yer alması gerektiğini düşünüyoruz.

Kanun teklifinin; doçentlik ile ilgili düzenlemeleri, yükseköğretim kurumlarının uygulamalı birimlerinde görev yapan ve 7100 sayılı kanunla kadroları öğretim görevlisi kadrolarına dönüştürülen uzmanlar ile düzenlemeleri, bilimsel araştırmalara kaynak aktarılması ve Ar-Ge çalışmaları ve çalışanları  ile ilgili düzenlemeleri, vakıflara ait yükseköğretim kurumlarında çalışan ve düşük ücret alan  öğretim elemanlarına en az devlet kadrolarında görev yapmakta olan eşdeğeri kadar ödeme yapılması gibi düzenlemelerin yerinde düzenlemeler olduğu kanısındayız. Bununla birlikte araştırma görevlilerinin kadro sürelerinin 6 ay değil 2 yıla uzatılmasının daha doğru olacağı düşüncesindeyiz.

Kanuni düzenlemeler içinde yer almayan mobbing kavramı en önce yeterli hukuki korumaya sahip değildir. Özellikle mobbing konusundaki bilinçsizlik, insanların mobbinge uğradığını dahi fark edememesine neden olmaktadır. Her yönden ele almaya çalıştığımız mobbing konusunda gördüğümüz üzere önce mobbingin farkına varabilmek, tespit etmek, ispat etmek ve daha sonrasında çözüm yollarına başvurmak gereklidir. Ancak çözüm aşamasında maalesef başvuru yolları ve hukuki yaptırımlar yetersiz kalmaktadır. Bunun için mobbingin önüne geçecek çözümler üretme zorunluluğumuz doğmaktadır. Özellikle hiyerarşik yapı etkisiyle mobbingin yaygınlık gösterdiği, ülkenin geleceğinin temelini oluşturan üniversitelerimizde meydana gelen psikolojik tacizlerin önüne geçilmesi önem taşımaktadır. Nitekim üniversitelerde uygulanan mobbing sadece mağduru değil eğitimi, eğitim vereni, eğitim alan öğrencileri ve pek tabii bunların sonucunda ülkenin eğitim düzeyini etkileyebilmektedir. Bu nedenle çözüm olarak öncelikle üniversitelerde mobbingi denetleyecek komisyonlar veya mobbing işleyiş birimleri oluşturulmalıdır. Bu komisyonların amacı, kapsamı, yöntemi kanunla belirlenmeli ve birkaç üniversitede değil tüm üniversitelerde söz konusu komisyonlar oluşturulmalı ve denetlenmelidir. Komisyonu oluşturacak ve mobbingi denetleyecek kişiler üniversite içerisinden seçilmiş kişiler değil üniversiteden bağımsız ve tarafsız kişiler olmalıdır.

Kanun teklifinde yer alan Öğretmenlerin ve Milli eğitim Bakanlığına bağlı okullardaki yöneticilerin izin, çalışma koşullarının neden bu kanun içinde yer aldığını anlamış değiliz. Adalet ve Kalkınma Partisi Ankara Tanıtım ve Medyadan Sorumlu İl Başkan Yardımcısı Cemalettin Kömürcü’nün başkanı olduğu Türkiye Verimlilik Vakfı’nın işleteceği  Ankara  Bilim Üniversitesi kurulmasının siyasi bir kayırma olduğunu düşünmekteyiz.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na 08/04/2020 tarihinde Sunulan Yükseköğretim kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi Hakkında Genel Değerlendirmemizden sonra Maddeler hakkındaki Eğitim İş Yükseköğretim Uzmanı Av. Ozan Karakaya’nın hukuki değerlendirmeleri de şu şekildedir.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 8. Maddesinde yer alan seçim dönemlerine ilişkin değişiklik;

Madde gerekçesi olarak her ne kadar “üyeliklerinde boşalma olan üyelerin yerine eylül ayına kadar seçim yapılamaması ve seçilenlerin ocak ayına kadar göreve başlayamaması” gösterilmiş olsa da esasen aynı maddenin “Süreleri sona eren üyelerin yeniden seçilmeleri mümkündür. Herhangi bir nedenle üyeliğin normal süreden önce sona ermesi halinde, eski üyenin kalan süresini tamamlamak üzere aynı statüde yenisi seçilir.” Olarak düzenlenmiş bendi söz konusu aksaklığı ortadan kaldırmaktadır. Seçimin yapılacağı ay ve göreve başlama süresi başkaca aksamalara sebep oluyorsa bu husus izah edilmeli ve seçim dönemi değiştirilerek belirtilmelidir.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 24. Maddesinin (a) bendindeki değişiklik Doçentlik başvuru döneminin en az iki defa olarak vurgulanması ikiden fazla da başvuru dönemi oluşturulabileceği doğal sonucunu ortaya çıkarmakla, sayının arttırılmasının yeterli ve detaylı inceleme yapılması kaydıyla, akademik ilerleme ve işleyiş anlamında olumlu olarak değerlendirilmesi mümkündür.

                (b) bendinde yapılacak değişiklikte, elektronik ortamda sunulacak olan veri ve bilgilerin daha hızlı erişim imkanı sağlayacak olması sebebiyle hem fiziki külfet ortadan kalkacak hem de çağın gereklerine uygun işleyiş sağlanacaktır. Öte yandan bu verilere erişimin KVKK kapsamında elektronik imza veya e devlet portalı üzerinden erişime açık şekilde yapılması uygun olacaktır. Tebliğin 5. Gün olarak kabulü de elektronik tebligat hükümleri ile uyumlu olmuştur.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 31. Maddesindeki değişiklik ile tezli yüksek lisans sahibi olma asgari şartının getirilmesi oldukça yerindedir. Böylece akademik anlamda yetkinlik kısmen de olsa asgari bir şarta bağlanmıştır. Üniversiteler için belirlenen bu şart asgari şart olup, daha üst şartlar da belirlenebilir bu hususun önünün kapatılmaması da yerinde olmuştur. Kanun metninde daha önce yer alan atanabilecek kadrolara “araştırma görevlisi” ibaresinin eklenmesi de yerinde olmuştur, nitekim aynı maddeye istinaden öğretim üyesi olarak atanması mümkünken evveliyetle araştırma görevlisi olarak da atanmak mümkün olmalıdır.
  2. 2547 Sayılı Kanunun 33. Maddesindeki değişiklik ile araştırma görevlisi kadrolarına atanmak için 35 yaş sınırı getirilmiştir, bu husus yerindedir. Nitekim araştırma görevlisi kadrosu akademik anlamda ilerlemek ve geliştirmek için var olması gereken bir kadrodur, dikey ilerleme noktasında yaşın gerektirdiği dinamizm ve hevesin var olması beklenmelidir. Esasen bu husus daha önce yönetmelikle düzenlenmiş olsa da sınırlamanın ancak kanunla yapılabileceği sebebiyle iptal edilen hüküm, kanun yoluyla düzenlenerek hukuka uygunluk sağlanmıştır.
  3. 2547 Sayılı Kanunun 33. Maddesindeki değişiklik ile 7100 sayılı kanunla yapılan kadro değişikliği sonucunda, öğretim görevlisi kadrosuna geçirilen uzmanların ders vermesinin önündeki engel kanuni düzenleme ile kaldırılmıştır. Böylece aynı kadroda yaşanan farklılık ortadan kaldırılmıştır. Fakat akademik ilerlemenin başkaca hukuka uygun olmayan endişelerle engellenmemesi anlamında, “ders verilebilir” ibaresi öğretim görevlilerine mahsus olmak üzere “ders verilir” olarak düzenlenmelidir. Aksi halde fiili durumun aşılması zor gözükmektedir.
  4. 2547 Sayılı Kanunun 44. Maddesindeki değişiklik ile açık öğretim sisteminin kontrol altına alınması, süreye ve kayıt durumuna ilişkin sınırlama getirilmesi isabetlidir.
  5. 2547 Sayılı Kanunun 53. Maddesindeki değişiklik ile kanunun disipline ilişkin hükümlerinin yalnızca “öğretim elemanlarını” kapsadığı açıkça belirlenmiştir. İş sözleşmesi ile çalışan personele 4857 Sayılı İş Kanununun ve toplu iş sözleşmesinin uygulanacağı, memur olarak görev yapan personele de 657 Sayılı Kanunun 125. Madde hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.

                Oldukça tartışmaya yol açan ve nihayet Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ile neticelenen “657 Sayılı Kanundaki fiillere ilave olarak” ibaresi iptal kararına uygun olarak tamamen kaldırılmış, kanunda yer alan ve akademik personelle ilişkilendirilebilecek ceza maddeleri eklenmiştir. Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilen “Aylıktan veya ücretten kesme, kademe ilerlemesinin durdurulması veya birden fazla ücretten kesme, üniversite öğretim mesleğinden ve kamu görevinden çıkarma cezaları gerektiren fiillerle ilgili olarak öğretim elemanları hakkında Yükseköğretim Kurulu Başkanı disiplin amiri sıfatıyla doğrudan soruşturma açabilir.” hükmü kaldırılmış böylece Üniversitelerin, bu konu kapsamındaki iç işleyişleri YÖK tarafından yapılacak bu yöndeki doğrudan müdahalelere kapatılmıştır.

                İlgili maddede yapılan disiplin cezalarına ilişkin değişikliklerin ve incelemelerin esasen başlı başına bir çalışma konusu yapılması ve tartışılması gerekmektedir. Buna ilişkin bir çalışma hazırlanacaktır. Burada dikkat çeken kısımları vurgulamak gerekirse;

Eklenen disiplin hükümlerine bakıldığında, uyarma cezasına ilişkin olarak usulsüz müracaat ve şikayette bulunmak ibaresinin ilavesi dikkat çekmektedir. Şikayet ve müracaatlarda fiili uygulamada doğrudan “Rektörlük Makamına” yapılan ve iş barışını bozan şikayetlerin silsileye bağlanması yerindedir.      Kanundaki ceza soruşturması usulü güncel kanunlara atıfta bulunularak düzenlenmiştir.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 53-E Maddesindeki değişiklik ile;

Üniversite yönetim kurulunun üniversite disiplin kurulu olarak görev yapacağı ifade edilmiştir. Akademik teşkilat yönetmeliği uyarınca, “”Üniversite yönetim kurulu, rektörün başkanlığında dekanlardan, üniversiteye bağlı değişik öğretim birim ve alanlarını temsil edecek şekilde senatoca dört yıl için seçilecek üç profesörden oluşur.” Mezkur durumda hükmün önceki halinde rektör bu kurulda yer alamazken, yeni teşekkülde yer almaktadır.

Bu hususun üniversite disiplin kurulunun etkinliğini azaltacağı, rektörlerin hemen her cezanın neticelendirilmesi veya kaldırılması hususunda tek başına söz sahibi hale geleceği endişesindeyiz.

Aynı şekilde Üniversiteye bağlı birimlerde de dekan ve müdür kurulda yer alacak olup, yer almalarının kurulların hali hazırda az olan etkinliğini tamamen ortadan kaldıracağı ve amirin tek başına kurul görevi göreceği düşüncesindeyiz. Bu husus 53-F ‘de yapılan değişiklikle sınırlanmış olsa da müdür ve dekanın yer almayacağı belirtilmelidir.

 Disipline ilişkin uyuşmazlıkların hemen hepsinin bağlı birimlerin iç işleyişinde ve öğretim elemanlarıyla idari personelin birim içerisindeki uyuşmazlıklarından doğduğu göz önünde bulundurulduğunda kurulların birim dışından oluşturulması, “Baro Disiplin Kurulu” emsaliyle ihtisaslaşması ve mutlak suretle hukuk müşavirliğinin dahiliyle ilerlemesi gerektiği kanaatindeyiz.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 53-F Maddesindeki değişiklik ile;

Cezayı tesis edenin kurulda yer alamayacağı şeklindeki düzenleme uygun fakat eksiktir. Soruşturmayı yürüten veya soruşturma komisyonunda yer alanlarla, soruşturmanın tarafı olan kimselerin 1. Derece akrabalarının da ilgili konular görüşülürken kurullarda yer almaması gerektiği ifade edilmelidir. Bu husus da çok sayıda yargı kararı vardır, soruşturma komisyonu üyeleri kurullarda yer almakta ve yargıda iptal olan cezaların tekrar verilmesiyle iş barışı sağlanamamaktadır.

  1. 2547 Sayılı Kanunun 58. Maddesindeki değişiklik ile;

Rektör, rektör yardımcısı ve genel sekreterlerin döner sermayeden yapılan ek ödemeleri azaltılmıştır. Bu kişilere Mesai saatleri dışındaki döner sermaye katkılarına ilişkin ek ödeme yapılmaması ise isabetlidir.

 Bilimsel araştırma projelerine ilişkin değişikliğin ne yönde seyredeceği ise çıkarılacak yönetmelikten sonra değerlendirilmelidir. Mesai saatleri dışındaki döner sermaye katkılarına ilişkin ek ödeme yapılmaması

  1. 2547 Sayılı Kanunun Ek 8. Maddesindeki değişiklik ile; Devlet Üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarının mali haklarının asgari düzeyde Vakıf Üniversitesi öğretim elemanlarına sağlanması zorunluluğu getirilmiştir.
  2. 2547 Sayılı Kanunun Ek 9. Maddesindeki değişiklik Vakıf Üniversitelerine kontenjan üzerinden yüzdeli olarak ücretsiz eğitim bursu verme zorunluluğu getirilmiştir.
  3. 2547 Sayılı Kanunun Ek 11. Maddesindeki değişiklik ile; Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının kapatılması durumunda, öğrencilerin yaşayacağı mağduriyet azaltılmaya çalışılmış ve alan temini adına taşınmazların aynı amaçla kullanılmak üzere garantör üniversiteye tahsisi düzenlenmiştir.
  4. 2547 Sayılı Kanunun vergi iadesi ve devlet yardımına ilişkin Ek 18. Maddesi kaldırılmıştır.
  5. 2547 Sayılı Kanunun Ek 34. Maddesindeki değişiklik ile; doktora sonrası araştırmacı olarak istihdam edilenlerin ücret katsayısı arttırılmıştır.
  6. 2547 Sayılı Kanunun Ek 38. Maddesindeki değişiklik ile; 50/d kadrosu kapsamında atanan araştırma görevlilerinin tezli yüksek lisanslarını tamamlamalarının ardından doktoraya başlamaları için altı aylık ilave süre tanınmıştır. Bu sürenin kısa olduğu ve yeterli çalışmanın yapılabilmesi için en az bir yıl olarak düzenlenmesi gerektiği kanaatindeyiz.
  7. 2547 Sayılı Kanuna eklenen Ek 42. Madde ile Vakıf Yükseköğretim Kurumlarının faaliyet izninin durdurulması veya kaldırılması dönemlerinde gerekli maddi yükümlülüklerini yerine getirebilmeleri için gelirlerinin %2’sini teminat olarak ayırma zorunlulukları getirilmiştir.
  8. 2547 Sayılı Kanuna eklenen Ek 43. Madde ile bir Yükseköğretim Kurumu koordinatörlüğünde birden fazla Yükseköğretim Kurumunun dahiliyle ARGE merkezleri kurulması planlanmaktadır.
  9. 2547 Sayılı Kanuna eklenen Ek 44. Madde ile açık öğretim hizmeti veren üniversitelerin ilgili birime ilişkin giderlerini aşan gelirlerinin %80’nin YÖK’e aktarılması ve bu gelirle doktoralı bilim insanı ihtiyacının karşılanması planlanmaktadır.
  10. 2547 Sayılı Kanuna eklenen Geçici Madde 81  ile Açık öğretime ilişkin 44. Maddede yapılan katkı payı ve kayıt yenilemelerinin 2020-2021 Eğitim Öğretim Yılı ile birlikte yürürlüğe gireceği düzenlenmiştir.

                                                                                                                                                            İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şubesi